Geçtiğimiz hafta sonu laser tag oynadım. How I Met Your Mother’ı izlediğimden beri Barney’nin bu favori aktivitesini denemek istiyordum. Paintball ile kıyaslandığında daha çok bir çocuk oyunu gibi görünebilir ama elinizde lazer tabancasıyla karanlıkta etrafta koşarken iş dünyası hakkında öğrenebileceğiniz çok ilginç şeyler var.
Laser tag ile ilgili ilginç bir gerçek, oynayabileceğiniz birden fazla modun olmasıdır. Her modda odadaki atmosfer ve müzik değişir, farklı özellikler eklenir. Ayrıca odadaki karanlık ve oyuncuların görünürlüğü de değişir; kimin hangi takımda olduğu her zaman net değildir.
Bizim arenada iki görünürlük versiyonu vardı: Tron ve Swat. ‘Tron’ modunda ışıklar açıktır ve oyuncular kendi renklerinde net bir şekilde parlar; tıpkı Tron filmi gibi görünür. ‘Swat’ modunda ise tam bir karanlık hakimdir. Oyuncuların ışıkları sadece ara sıra yanıp söner ve sadece el fenerinizi kullanabilirsiniz. Kiminle oynadığınızı, kimin nerede olduğunu ve genellikle sizi kimin vurduğunu göremezsiniz. Bu durum bana neredeyse her segmentte pazarın nereye doğru gittiğini güçlü bir şekilde hatırlatıyor.
Bunun iş dünyasıyla ne ilgisi var?
Bir zamanlar iş dünyası ‘Tron’ modundaydı; rekabetin kim olduğu, konumlandırmalarının ne olduğu ve kampanyalarının hangi döngülerde yürüdüğü belliydi. Örneğin, sadece birkaç tanınmış bira fabrikasının birkaç bira markası vardı. Rekabet buydu; çok net ve basitti. Ancak sonra radlerlar, ciderlar, IPA’lar, ale’ler, butik biralar ve özel markalar geldi… Pazar ne raf boyutuyla ne de fiziksel sınırlarla kısıtlı, çünkü online mağazalarda milyonlarca bira markası olabilir. Ve artık sadece diğer markalar değil; şarap, kokteyller ve alkolsüz içecekler de birer rakip. Bu nedenle pazarın nasıl göründüğü ve nereye gittiği artık çok daha belirsiz. Ve bu şekilde iş dünyası temel olarak ‘Swat’ moduna geçti.
Hiçbir şey göremediğiniz bir oyunu nasıl kazanırsınız?
Her şeyi görebildiğiniz ‘Tron’ modunda birden fazla stratejiyle başarılı olabilirsiniz. Birlikte ileri hareket etmek, rakiplerin hareketlerini kontrol etmek veya bir noktada saklanıp keskin nişancılık yapmak gibi. İş dünyasında da aynı: Rekabetle birlikte inovasyon yapmak, daha iyi bir fiyata sahip olmak veya bir patent ya da başka bir avantaj (daha iyi dağıtım kanalı, daha iyi satış noktası, güçlü marka vb.) sayesinde pazarda güçlü bir yere sahip olmak.
‘Swat’ modunda (her yer zifiri karanlıkken ve rakiplerinizi zar zor görebildiğinizde) tek bir kazanan strateji vardır: Hareket etmeye devam etmek ve her şeye ateş etmek. Tıpkı iş dünyasındaki gibi; herkesi rakip olarak görün ve inovasyonu asla bırakmayın. Tek amaç hedefi, yani insanların ne istediğini vurmaktır.
Eğer bir marka yerinde sayarsa kolayca kopyalanabilir, geçilebilir veya dünya sürekli değiştiği için insanlar artık onu umursamamaya başlar.
Buna en iyi örnek Nokia’dır. Sizce yöneticileri 2007 yılında Apple, Google veya Samsung’u rakip olarak görüyor muydu? Artık Sony-Ericsson ve Motorola ile ‘Tron’ oynamadıklarını, ‘Swat’ arenasının içinde olduklarını akıllarından bile geçirdiklerini sanmıyorum. Işıklar yandığında onlar için oyun çoktan bitmişti.
Laser tag arenası gözlerimi açtı. Gidip oynamanızı ve farklı oyun modlarını denemenizi tavsiye ederim. İş dünyası için bir ders çıkarmasanız bile, en azından Barney Stinson gibi eğlenmiş olursunuz.




